Yeni yılın ilk günü bir pazartesiye denk geliyor. Adeta bir milat gibi değil mi? İnsanın içinden bir sürü yeni yıl kararı almak geçiyor. Her yeni yıl, hepimize yeni kararlar aldırmıyor mu zaten! Ama dürüst olalım, kaç tanesi gerçekten uygulanıyor? Pek azı, ya da hiçbiri.

Çünkü her yeni yıla haddinden fazla karar yükleniyor. 'Spora başlayacağım, rejim yapacağım, dans kursuna yazılacağım, yüksek lisans için başvuruda bulunacağım, maaşı daha yüksek bir işe gireceğim, doğa yürüyüşlerine çıkacağım, ehliyet alacağım, kaçırdığım filmleri izleyeceğim, uzun zamandır okumak istediğim kitapları okuyacağım, aileme daha çok vakit ayıracağım, evimi yenileyeceğim' vs. derken bir de bakmışsınız, liste uzayıp gidiyor.

Sonra ne oluyor? Liste, çok fazla kararla doldurulmuş olduğundan, gözümüzde büyüdükçe büyüyor. Hepsini gerçekleştirmek imkansız gibi görünmeye başlıyor. Üstelik kimsenin başına bir mucize gelmiyor, yeni yıl, tıpkı eski yıl gibi akmaya devam ediyor. Hatta çabucak eskimeye başlıyor.

Ama hemen de pes etmemek gerekiyor. 'En iyisi hiç karar almayalım' diye düşünmek bir çözüm yolu değil. Çünkü insanız, hepimiz kendimizi geliştirmek istiyoruz. Daha iyi, daha kaliteli, daha güzel yaşayalım istiyoruz. Demek ki ne yapıyoruz? Listemizi onlarca kararla doldurmak yerine bizim için öncelikli ve önemli olan, en fazla birkaç yeni yıl kararı alıyoruz, diğerlerini gelecek seneye bırakıyoruz.

Hatta daha da iyisi, bu kararları, yeni yılın aylarına bölüyoruz. Örneğin ocakta rejime başlıyoruz, şubatta spora, nisanda ise Fransızca kursuna. Böylece kararlarımız daha ulaşılabilir oluyor ve başarısızlık duygusu bizi ümitsizliğe düşürmüyor.

Haydi o zaman, 2007 bizi bekliyor!