img-blog
img-blog

Gençken kocaman kocaman oluyor hedeflerimiz. Dünyayı bile değiştirebilecek gücü, enerjiyi içimizde hissederken, kendi hayatımızla ilgili büyük hedefler koymak olağan geliyor bize. Yıllar geçtikçe daha bir mütevazılaşıyor hedefler. Kendimize bile çaktırmadan, ‘daha azına razı olur’ hale geliyoruz. Bırakın uzun vadeyi, gelecek yıla ilişkin hedefler koyarken bile daha ihtiyatlı davranmaya başlıyoruz. Ve bir dönem geliyor, ‘Yeni Yılda Yapılması Gerekenler’ listesi şeklindeki yazılar bile gülünç gelmeye başlıyor insana.

Sırf yeni bir yıl geliyor diye alınan kararlar hayata geçirilemiyor, geçirilse bile sürdürülebilir olmuyor çünkü. Çünkü her karar, ancak kendi doğru zamanı geldiğinde hayata geçirilebiliyor. Hayat, almamız gereken kararları önümüze getiriyor aslında. Ne ki biz bunları fark edebileceğimiz bir duygu dünyasında ve ritimde yaşamadığımız için, ıskalıyoruz hepsini.

Bize empoze edilmiş hedeflerle meşgulken kafamız, kendi doğrularımızı kaçırıyoruz. Baş döndürücü bir hızla, kısa ve kesik kesik yaşarken, hayatla temas etmemiz gereken esas ritmi yakalayamıyoruz. İlla hedef koyacaksak yeni yıla ilişkin, kendi iç sesimizi duyabilecek bir ritimde yaşamayı ve hayatın doğal akışında önümüze çıkan karar anlarını algılayabilecek bir duygu dünyası yaratmayı hedefleyebiliriz. Belki o zaman hayatı ıskaladığımız korkusunu mağlup eder, kendi doğrularımızın keyfini bile çıkarmaya başlarız.