Bazen, berbat bir ‘sıkışmışlık’ duygusundan sıyrılabilmek için kendine hayali seyahatler icat ettiğini söyler yazar. Bu çabası daha ziyade tanıdığı dünyayla arasına mesafe koyma arzusudur. Binip, olmayan bir ülkeye doğru gideceği bir gemi hayal eder. Ve şöyle der dostlarına ‘Yanımıza geçmişe dair hiçbir şey almasak, kendimiz gibi olmanın ağırlığından kurtulsak’... Yazar Esra Yalazan’ın hayalindeki geminin, ‘kendi gibi olmanın ağırlığı’ndan arınmak isteyenlerle dolup taşacağından eminim.
Sadece bu vaat bile birçokları için yeter de artar çünkü. Ancak yazar bununla yetinmiyor ki ‘Sevdiğimiz şiir kitaplarını, şarkı söyleyebilen güzel sesli kadınları, hatta mümkünse biraz da yeşil erik alalım yanımıza’ diye ekliyor. Ve ‘şiir dünyası’na ilişkin yazısı böyle başlıyor. Şairleri ve şiiri anlattığı ‘İki Duygu Arasındaki Boşluk’ yazısı. Bunu, ‘Hayat Hikayelerinin Merhametli Yazarı: S.Zweig’ yazısı takip ediyor. Ve Rilke’den Herman Hesse’ye, Refik Halid Karay’dan Sabahattin Ali’ye, Tolstoy’dan Marquez’e birçok yazarın dünyasına girip kelimelerine, hayatlarına dokunuyor. Ve bu yazılardan oluşan kitabını ‘Kelimeler ve Kader’ olarak adlandırıyor. Çünkü o hala kelimelerin, okuyanın/yazanın kaderini değiştirebileceğine, edebiyatın insanı ‘iyileştirdiğine’ inanıyor...
