Bazen anıları taşımak ağır gelir insana. Henüz canlılığını yitirmemiş hüzünlü anılar acıtır bizi. Bazen de saniyesine kadar hafızamızda tutmak isteriz yaşadıklarımızı. Öyle mutlu olmuşuzdur ki, aynı duyguyu yeniden ve yeniden tatmak için iyice saklamak isteriz o anları, anıları…

Üzerinde 'seni seviyorum' yazan bir yaprak, birlikte gidilmiş bir restorandan aşırılmış bir tabla, uçak bileti, bir kutlama sırasında çekilmiş bir fotoğraf, yıllık yazıları, aşk şiirleri, komik karalama çizimler, rengi solmuş bir yüzük, duygusal bir dönemde yazılmış sitemkar bir mektup…Bir düşünseniz ne kadar çok şey çıkarırsınız.

Kimbilir belki de hepsini attınız. Belki evlenmeden önce yaktınız. Belki eski evinizde kaldı, belki de sonradan almak üzere bir dostunuza teslim ettiniz. Ya da hiç biriktirmediniz bile. Her gittiğiniz yere sadece kendinizi götürdünüz belki de.

Oysa sizi siz yapan şey, geçmişiniz aslında. Yıllar süren yaşanmışlıklarınızdan getirdiğiniz birikimleriniz, hatıralarınız ve bir tarihçeniz var. Tıpkı ülkeler gibi sizin de bir tarihiniz var. Bakmayın siz bir takım sözde yaşam gurularının 'Şimdiyi yaşayın, anı yaşayın' deyip durduğuna. Arada bir de geçmişinizi hatırlayın. Korkmayın anılarınızdan, yüzleşin. Anılarınız sizsiniz aslında.

En son ne zaman düşündünüz şahsi tarihinizi? En son ne zaman dokundunuz anılarınıza? Ne zaman eski fotoğrafları elinize alıp o günlere gittiniz? Ben geçen gün birkaç bavulu dolduracak kadar anıyla saatlerimi geçirdim. Neler neler yoktu ki… İlkokulda yazmış olduğum şiirler, anket defterleri, günlükler, arkadaşlarla çekilmiş fotoğraflar, ilk radyo programımın kasedi, mektuplar, çeşitli ülkelerden toplamış olduğum taşlar, ilkokuldaki karnelerim, yıllıklarım, ve daha pek çok küçük ama değerli şey…

Her biri beni o güne ve döneme götürdüler. Bana geçmiş olduğum yolları hatırlattılar. Tıpkı Hansel ve Gretel Masalındaki ormanlık yola önceden atılmış ekmek kırıntıları gibi. Kim olduğum, buraya nereden geldiğim, gelirken nelerle karşılaşıp neler yaşadığım hep o anıların içinde gizlenmişti.

Tabii bütün anılar güzel olmaz. Bazıları da acıtır içinizi. Hatta onlardan kurtulmak ister hafızanız. Ama bilirsiniz ki zaman kum gibi örter üstünü. Seneler geçtiğinde canınız acımaz artık. Sadece bir iç çekersiniz o hüzünlü anıyı yaşarken, ki ben o hüznü de severim. O yüzden sıcağı sıcağı ne kadar acıtsa da atmam o acının kırıntılarını. Saklarım. Bilirim ki onun da günü gelecektir. Bilirim ki seneler sonra 'Ah ne de üzülmüştüm. Oysa şimdi ne kadar mutluyum' diyeceğimi.

Benim naçizane tavsiyem, ne pahasına olursa olsun kendi kişisel tarihinize sahip çıkmanız. Çünkü o sadece ve sadece size ait. Hiçbir kimsenin, eşinizin dahi sizin geçmişiniz üstünde hak iddia etmeye hakkı yok. Evinizde veya işyerinizde kendinize bir anı çekmecesi veya dolabı bile hazırlayabilirsiniz. Belki senede bir gün anılarınızla baş başa kalırsınız. Belki o anılardaki bir kişi hayatınızdan ayrılır ve ona ulaşmak için o çekmeceyi açmanız gerekir. Belki de yıllar yıllar sonra siz olmadığınızda, çocuğunuz size dokunmak istediğinde o çekmeceyi açar.

Hayat bu, belli mi olur. İyisi mi siz anılarınıza sahip çıkın…