Son zamanlarda rafları süsleyen ‘aşk’lı kitapların çoğu, ya‘bol tarifli yemek kitabı’ ya da ‘iş hayatında başarının sırları’ kitabı tadında.

Oysa, hala ‘iştahla’ aşk romanları okuyorsak eğer; hala zenginle fakirin, yaşlıyla gencin, güzelle çirkinin aşkını anlatan filmlere ağlayabiliyorsak; hala şaşırabiliyorsak birbirleriyle alakasız görünen aşık çiftlerle karşılaştığımızdanedeni aşkın bilinmezliği, tarifsizliği, reçetesizliği değil mi?

Aşk, tam da bu denli ‘formülsüz’ olduğu için insanoğlunun var oluşundan bu yana ‘cazip’ değil mi?

Aşkı formüle etmeye, ölçmeye, biçmeye çalışan, değerlendirmeye, testlere tabii tutan ‘bilimsel yaklaşım’ ne kadar soğuksa, aşkı ‘baştan çıkarma sanatı’na dönüştüren ‘popüler kadın dergisi yaklaşımı’ da o kadar çiğ kanımca. Aşkı hesaplı, planlı, projeli bir dille açıklamaya çalışan ‘iş dünyası yaklaşımı’ ne kadar materyalistse, aşkı öğrenilebilir, alıştırma yapılabilir, geliştirilebilir bir yetenek, bir öğreti olarak gören ‘kişisel gelişim yaklaşımı’ bir o kadar sıkıcı. 

Aşkı, ‘İstediğiniz Kişiyi Kendinize Aşık Edin’, ‘Yüzde Yüz Garantili Aşık Etme Sanatı’ ya da ‘Aşkın 10 Kuralı’ şeklinde anlatmaya talip olan kitapları, aşkı bir kariyermiş gibi, bir profesyonellik meselesiymiş gibi ele aldıkları için, aşkın baş düşmanları ilan etmeli! Ve modern zamanların biçare insanının elinden aşkın gizemini, büyüsünü, sırrını da alıp, ruhunu öldürmemeli!