Suudi Arabistan’da 30 yıldır yasak olan sinemaların yeniden açılma girişimi başarısızlıkla sonuçlanıyor ve hükümet sinema salonlarını bir kez daha yasaklıyor.
Gerekçe belli, muhafazakar İslamcılar, sinemanın insanların zihnini şerle doldurup ruhlarının saflığına zarar verdiğini öne sürüyor. Bırakın Amerikan ya da başka bir yabancı ülke filminin gösterimini, Suudiler, kendi prenslerinin sahibi olduğu film şirketinin çektiği bir filmin bile sinemalarda gösterilmesini uygun bulmuyor. Çünkü onlara göre, sinema veya konser gibi kültürel faaliyetler karşı cinsleri bir araya getiriyor ve İslami değerleri ihlal ediyor.
Bu haber, aklıma iki sene önce sohbet etme fırsatı bulduğum Hayrunisa Gül Hanım’ın sözlerini getiriyor. Eşi Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı görevine getirilmesinin gündemde olduğu ve ortalığın ‘Şeriat mı geliyor?’ tartışmalarıyla kaynadığı bir dönemde konuştuğum Hayrunisa Hanım bana bir anısını anlatıyor.
Eşinin görevi nedeniyle bulundukları Suudi Arabistan’da bir gün küçük oğlunun çok ateşlendiğini, onu bir an önce hastaneye götürmek istediği ve kapının önünde araç bulunduğu halde, orada hanımlar araba kullanmadığı için evde öylece eli kolu bağlı bir şekilde kaldığı için duyduğu sıkıntıyı anlatıyor ve ‘Ben ister miyim hiç öyle bir ülkede yaşamak?’ diyor.
Elbetteki her aklı selim kişi Türkiye’nin bir gün bir İran ya da Suudi Arabistan olmayacağını biliyor. Ama işte tam da bunun gibi haberler, bizleri zaman zaman gündelik yaşama dair sıradan şeyleri bile savunmak durumunda bırakıyor.Çünkü en gündelik ve sıradan görünen şeyler bile bazen bir rejimin vitrini olabiliyor.
