Gülben Ergen Paris seyahatini yarıda keserek, Petek Dinçöz onlarca para döktüğü Fransız parfümlerini kırıp atarak, ev hanımları raflardaki Danone markalı ürünlerden elini çekerek, Konya'da bir yabancı dil kursu Fransızca derslerini kaldırarak Fransa'da çıkan sözde Ermeni soykırımı ile ilgili yasayı protesto ediyor.
'Türk'ün Türk'ten başka dostu olmaz', 'Kahrolsun Avrupa' nidaları yükselirken milliyetçilik duygularımız hararetlenerek pekişiyor. Öte yandan ilk boykot çağrıları MÜSİAD'dan yükseliyor. Peki ne oluyor? İslamcıların ve Milliyetçilerin 'Batı karşıtlığı' tehlikeli bir şekilde birleşiyor ve Türkiye İslamcı milliyetçiliğin kucağına düşüyor. Yani Batı'nın istediği kıvama Türkiye kendi isteğiyle geliyor. Türkiye ile AB arasındaki mesafe giderek açılıyor.
Bütün bunlar Batı'da 11 Eylül 2001'den beri yükselen ırkçılığın ekmeğine yağ sürüyor. Şu sıralar Hollanda'da seçimlere aday olan Türkler sözde Ermeni soykırımı hakkında görüş beyan etmeye zorlanıyor. Anlayacağınız Fransa'da başlayan dalga yavaş yavaş yayılıyor.
Bugün Fransız ürünleri için yapılan boykot çağrısına, yarın Hollanda'nın, öbür gün başka bir AB ülkesinin eklenmeyeceğini kim garanti ediyor? Türkiye bütün bir Avrupa'yı boykot etme noktasına mı gelmek istiyor? Dünya ekonomisinden koparılmış bir Türkiye kimin işine geliyor?
Bir yandan da Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk vatandaşlarını düşünmek, öfkeyle kalkıp zararla oturmamak gerekiyor. Zaten fikren ikiye bölünmüş durumda olan Avrupa'nın kendi içindeki bu hesaplaşmasını bitirmesini beklemek ve meselenin öncelikle hukuki ve siyasi zeminde çözülmesini sağlamak için uğraşmak icap ediyor.
Türkiye'nin menfaatleri duygusallığın yerine sağduyuyu koymayı her zamankinden daha fazla gerektiriyor.
