59 yaşında kendi halinde bir kadın düşünün. 1965 yılında, işçi olarak çalışmak üzere eşiyle beraber Hollanda'ya göç etmiş. Eşiyle beraber, Hollandalıların beğenmediği, yapmak istemediği en ağır işlerde ara vermeksizin çalışmış. Şimdi yaşlanmış, köşesinde oturup çocuklarıyla mütevazı bir hayat sürmek istiyor. Ama o da nesi, Hollanda hükümeti onu zorunlu olarak uyum kursuna başlatıyor. Bu kursa katılmadığı takdirde büyük maddi cezalar ödemek zorunda bırakıyor.

Sadece Hollanda'da değil, yakında İngiltere, Belçika ve Danimarka'da da yabancılar için zor günler başlayacak. Yabancılara 'yaşam testi' adı verilen testler uygulanacak, Flamanca, Danca dillerini konuşabiliyor olmaları beklenecek. Bu testlerden geçemeyenlere oturum hakkı verilmeyecek.

Anlayacağınız, küreselleşme belli ülkelerin vatandaşlarını kapsarken, belli ülkelerin vatandaşlarını saf dışı bırakacak. Avrupa kendi birliğinin duvarlarını her geçen gün daha da yükseltecek. Üstelik bunu her zamanki üstten bakan ve kibirli tavrıyla 'Biz bu insanları entegre etmek istiyoruz. Bu insanları özgürleştirmek istiyoruz' diyerek yapacak. Sınırlar bazıları için ortadan kalkarken, bazıları için yeni sınırlar çizilecek.

Şimdi kim çıkıp bu adamlara 'Otuz sene önce bu insanları ülkenize alırken dil bilip bilmediklerini sormuyordunuz. En pis işlerinizi yaptırırken aklınız neredeydi?' diyecek? Kim 'Bu insanlar size uyum sağlamaya mı geldiler?' diye soracak?

Avrupa'daki Türk vatandaşlarının Türkiye'nin imajını zedelediğini düşünen aydınlarımız mı? Oradaki vatandaşlarımıza misafir işçi olmak için değil de sanki bizim siyasi temsilciliğimizi yapmak için seçilmiş de gitmiş muamelesi yapan iş adamlarımız mı? Yoksa bu insanları köylerinden çıkarıp olduğu gibi yollayan devletimiz mi?