Geçen akşam çok sevdiğim bir arkadaşım beni aradı ve: 'Selcen işten geldim. Çok yorgunum, hep beraber salaş bir yere gidelim yemek yiyelim' dedi. 'Tamam' dedim. Sonra da ekledi: 'Ben eşofman giyeceğim. Sen de eşofman giy' dedi. Aldı mı beni bir düşünce. Eşofman benim için ancak spora giderken ya da evde giyilecek bir giysiydi. Cuma akşamı yemeğe giderken giyilecek şıklıkta bir eşofmanım yoktu. Eşofmanla dışarı yemeğe çıkmak gibi bir anlayışım ise hiç yoktu.

Arkadaşıma ayıp olmasın diye ben de kot pantolon ve kazak giyerek kendimce salaş bir görüntü yarattım ve evlerinin kapısını çaldım. Bir de ne göreyim, bizim kız dallı güllü bir ceket giyinmiş, topuklu pabuçlar ve full makyajla bana kapıyı açtı. Az ötede somurtkan bir ifadeyle oturan kocasını görünce durumu anladım. Eşofman şiddetle veto edilmiş ve ufak çaplı bir aile faciası yaşanmıştı. Sonradan öğrendiğime göre kocası bizimkine 'Avrupa Yakası'ndaki Gaffur gibi olmuşsun' demişti.

Neyse kriz atlatıldı, eşim de bize katıldı ve neşe içinde dışarı çıkıldı. Yemeğin gündem maddesi kadınların evlendikten sonra kendilerine özen göstermemesiydi. Kadın, erkeğin tapusunu alınca hem kendini bırakıp kilo alıyor hem de üstüne başına dikkat etmemeye başlıyor denildi. Hani neredeyse erkeklerin gözü bu yüzden dışarıda sonucuna varıldı.

Bence ortada bir 'Dışarıdakiler şahane, evdeki kadının durumu bahane' durumu vardı. Kadınlar hiçbir zaman kocalarının göbeği veya bakımsızlıkları yüzünden erkekler gibi gözlerini çöplüğe dikmiyorlardı.

İşin ciddi kısmı bir yana, gecenin final cümlesi harikaydı. Bizim kız durdu durdu ve sonunda bombasını patlatıverdi: 'Kocam sonuna kadar haklı. Hata bende. Ama şu Gaffur da o pijamalarının içinde öyle rahat ve mutlu görünüyor ki, ben ne yapayım!