Baştan söyleyeyim, ben bu çift hakkında bir şey yazmayacaktım. Gamzeli aşıkları diline dolamayan kalmamıştı zaten, kabak tadı vermeyeyim dedim. Ama okuyucularım kaşındı. 'Lütfen Tuna'yla İclal'i yaz' diye tutturdular.
'Önceki hafta yazdığım bir yazıdan dolayı gelen sevgi dolu(!) maillerin etkisinden henüz kurtulamadım' dedim, dinletemedim. 'Bu memlekette kimseye laf etmeye gelmez, insanımız hassas bir bünyeye sahip' dedim, yine dinletemedim. Hatta 'Bakın Ahmet Hakan, Neco için Haşmet'in kayınpederi dedi diye Haşmet Babaoğlu tarafından dayakla tehdit edildi. Beni ateşe atmayın' dedim. Yok, yok, yok. Dinletemedim.
En sonunda gittim marketten bir Hello dergisi aldım. Malum, gamzeli çiftimizin düğünleri basına kapalı gerçekleşmişti. Düğün görüntülerini yayımlama hakkı sadece bu dergiye verilmişti. Dergi gamzeli çiftimizi 'Özel Haber' ibaresiyle kapağına taşımış ve fotoğraflarına tam 22 sayfa ayırmıştı. Tabii ki ayıracaktı, memlekette bundan ala yetenekli çift mi vardı. Kızımız yazar, oynardı; oğlumuz yazar, çalar ve söylerdi. Görünen o ki düğünleri de yeteneklerinin sergilendiği ihtişam dolu bir müsamere niteliğindeydi. Hadi bu da tamamdı. Ama asıl ihtişam bence söyledikleri cümlelerde gizliydi.
Tuna: 'İclal burası sen kokuyor; sen bir mekan olsaydın Les Ottomans olurdun' demiş ve düğünün orada yapılmasına karar verilmişti. Nikah anı gelip çattığında İclal sevdiği adama o içli sesiyle 'Hazır mısın Tuna?' diye sormuş ve şu cevabı almıştı: 'Hayatım boyu hep bu anı bekledim. Çok güzelsin. Aferin bana.' İclal Aydın'ın gazetecilere verdiği demeç ise adeta bir özlü söz gibiydi: 'Ben bugün en iyi arkadaşımla evleniyorum.'
Yoksa, yoksa bütün bunlar İclal ile Tuna'nın başrol oynadıkları yeni bir dizinin replikleri miydi? N'ayır, n'olamazdı…Gökten üç elma düşmeli ve mümkünse üçüncüsü beni bu rüyadan uyandırmalıydı…
