Telefonda gülerek anlatıyor Bodrum’da tatil yapan kardeşim: ‘Abla burası ikoncan dolu.’
‘Nasıl yani? Hepsi orada mı?’ 
‘Yok, yok. Onları demiyorum. Bütün kızlar ikoncan olmuş burada.’
O anda aklımdan ‘Bodrum’ ve ‘ikoncan’lı başlıklar geçmeye başlıyor. Lanet olsun içimdeki bu ‘medya canavarı’na(!), ne de keskin, köşeli cümleler kuruyor. Yok, böyle olmayacak. İçimdeki bu medya canavarının tırnaklarını törpülemeli, ondan sonra yazmaya başlamalı. Hatta o da yetmez, yazdıktan sonra bir daha üstünden geçip ‘evcilleştirmeli’ bu yazıyı.
Aslında bana ne, değil mi ‘ikoncanlar’dan. Ne diye celalleniyorum? İstedikleri gibi giyinsinler, gezsinler, tozsunlar, istedikleri kadar poz üstüne poz versinler. Gazete ve dergiler her gün onların fotoğraflarıyla dolsun. Üç beş ‘ikoncan’ dan kime ne zarar gelir? Değil mi?
Ama öyle olmuyor… Üç beş ‘ikoncan’, üçle beşle kalmıyor. ‘Bu kadınlar medyayı bu denli meşgul ettiklerine, bu kadar konuşulduklarına ve yazılıp çizildiklerine göre, demek ki böyle olmak iyi bir şey’ diye düşünülüyor. Genç kızlar ister istemez onlara özeniyor ve onlar gibi olmaya çalışıyor. Çünkü bu devirde en çok primi, medyada en çok yer alan yapıyor. Cazibe, başarı, popülarite, prestij hep ‘görünür’ olmaktan, daha çok, en çok ‘görünür’ olmaktan geçiyor.  
Hadi iğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batıralım. Bugün genç kızların idolleri, siyasetçi, yazar, aktris, akademisyen, müzisyen, sporcu, iş kadını ya da sivil toplumcu kadınlar değil de, tek meşgalesi absürd kıyafetler giyip pozlar vermek olan ‘ikoncan’larsa, bunun sorumlusu içimizdeki ‘rating kaygılı’ medya canavarları değil mi sizce?  
Eğlence, magazin iyi hoş da, nasıl ki bir dönem delikanlılarımız Polat Alemdar’ı örnek alıyor diye tutuşup dertlenmiştik, şimdi de genç kızlarımız ‘ikoncan’ları örnek alıyor diye tutuşup dertlensek diyorum biraz da…