Kadınlara yönelik Elmax kanalında 'Evlilik Sanatı' diye bir program yapan bir psikolog var. Adı Selin Özkök Karacehennem. Her daim bol makyajlı, pek bilmiş tavırlı bu hanım, kadınlara Hülya Avşar vari, akıllara ziyan tavsiyelerde bulunuyor.

Bir gün, Güneydoğu'dan kendisini arayan, elli yaşlarında, kocasından dayak yiyen bir kadına 'yoga' yapıp rahatlamasını öğütlüyor. Başka bir gün 'Erkek başka kadına ev açmamışsa ihanetetmiş sayılmaz.' deyip aldatılan bir kadını aklı sıra teselli ediyor.

Kadınların trajik öykülerine, hayati meselelerine bir psikolog gibi değil de, bir 'yemek programı' ya da 'magazin programı' sunucusuymuş gibi yaklaşıyor.(Ki haklarını yememek lazım, bir Seda Sayan, bir Esra Ceyhan bile bu tür hikayeleri daha ciddiye alıyor; en azındangözyaşı döküyorlar.) Mesleğini uzun yıllar ABD ve İsviçre'de icra etmiş olduğuna akıl sır erdiremediğimiz Selin Hanım, gelen telefonlara uzun uzun cevap vermekten sıkıldığı anlarda ise 'Aç kitabımı oku, bunların hepsi yazıyor.' diyerek bir yandan da kitaplarını pazarlıyor.

Aile içi şiddetin ciddi yaralanmalar ve ölümlerle sonuçlandığı bir ülkede, kadınlara dalga geçercesine önerilerde bulunan Karacehennem, bir gün kendisine danışan kadınlardan birine ciddi bir şey olsa, hiç bir etik sorumluluk kabul edecekmiş gibi de görünmüyor. O medyatikliğini sürdürmeye, küpünü doldurmaya bakıyor. Her halde 'En kötü ihtimalleyurt dışına geridönerim.' diye düşünüyor.

Çok merak ediyorum; bir gün terk-i diyar etmek zorunda kalsa, İsviçre'ye filan yerleşip eskisi gibi mesleğini orada icra etmeye başlasa, hayal bu ya İsviçre televizyonundaki bir kanalda program yapsa, kocasından dayak yediğini söyleyen bir danışanına 'Sen de dayak yememeyeçalış' ya da 'Git yoga yap' falan dese, ne olurdu acaba?