Günümüz şehir kadını ciddi anlamda bir mükemmel olma savaşı veriyor. Daha doğrusu medya ve erkekler tarafından mükemmel olmaya zorlanıyor. İş hayatında kariyerist, başarılı ve özverili olması, evinin düzeninin -çamaşır, ütü, 3 çeşit yemek vs. anlamında-tıkır tıkır işlemesi, çocuklarına mükemmel annelik yapması, sosyal hayatın içinde eşinin yanında olması, onu başarıyla temsil etmesi, bir eş olarak cilveli, işveli olması ve bütün bunları yaparken de dergilerdeki kadınlar gibi güzel, bakımlı ve şık görünmesi isteniyor.

'İsteniyor da yapan kim?' demeyin. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan pek çok kadın kendini bu çarka kaptırıyor ve ideal kadın olmaya çalışıyor. Aynı anda hem başarılı bir işkadını, hem mükemmel bir anne, hem iyi bir evkadını, hem sevecen ve cilveli bir eş, hem de bakımlı, şık ve hoş bir figür olmak için kendilerini kasıyorlar.

Bütün bu saydıklarımızı oluyorlar olmasına ama mutlu olamıyorlar. Günün sonunda bir de bakıyorlar ki hayatta kendileri için hiçbir şey yapmıyorlar. Kafalarında yarattıkları ideal kadın olabilmek için çabalayıp duruyorlar. Eşleri, çocukları, patronları ve çevreleri için yaşarken kendilerini unutuyorlar.

İşin trajik yanı, bu çabalarının karşılığında kuru bir teşekkür dahi alamıyorlar. Hatta bazılarının eşleri bu mükemmel kadın imajı altında ezilip, egolarını tatmin etmek için kendilerini mükemmel olmayan kadınların kollarına atıyorlar.

Yani olan yine mükemmel kadına oluyor. Sözün özü, bu 'mükemmel kadın' oyunu dışarıdan göründüğü gibi yaşanmıyor. Dışı sizi, içi onları yakıyor.