İki ‘Fatma’ tanıdım bu hafta. Biri, çoğumuzun 50 Türk Lirası’nın arkasında resmi olan kadın diye bildiğimiz Fatma Aliye. Diğeri Fatma Karabıyık Barbarosoğlu. İkisi de yazar. Birincisi Osmanlı’nın ilk kadın romancısı olarak biliniyor, ikincisi de Yeni Şafak Gazetesi’nin ‘türbanlı’ yazarı olarak.

Cağaloğlu’nda kitapçıları gezerken, Timaş Yayınları’nın kitabevinde karşıma çıktı ‘Fatma Aliye:Uzak Ülke’ adlı roman. Yeni çıkan Türk paralarının birinde resminin olacağı duyulduğunda ‘Neden Fatma Aliye?’ diye sormuştu pek çokları. Kimileri onuAtatürk düşmanı olmakla itham etmiş, İslamcılığı savunduğu gerekçesiyle AKP Hükümeti tarafından özellikle seçildiğini iddia etmişti. Sahi kimdi bu Fatma Aliye?

Rahmetli Duygu Asena’nın ifadesiyle ‘kadının adının olmadığı’, ama sadece mecazi anlamda değil, gerçekten olmadığı 1800’lü yılların sonlarında, Osmanlı’da, Fransızca’dan çeviriler yapar Fatma Aliye. O dönemde, kadınların çeviri yapabileceğine inanılmamaktadır oysa. O da ifşa edemez ismini çevirdiği kitabın baskısında. Ve ‘bir kadın’ diye imzalar. Ardından çeşitli makaleler kaleme almaya başlar Aliye ve romanlar yazar, felsefe kitapları yazar.

Kadın haklarını, erkeklerin tek eşli olmaları gerektiğini savunur. Mensubu olduğu cemiyetlerde bu konularda hararetli konuşmalar yapar. Savaştaki askerlerimiz için ciddi yardımlar toplanmasını organize eder. Öte yandan, özel hayatında büyük acılar çeken Fatma Aliye, yere burnu düşse almayacak kadar gururlu bir yaşam sürer ömrü boyunca.

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun titizlikle kaleme aldığı Fatma Aliye’nin hayatı son derece de sürükleyici bir roman kanımca. Kitabın sonlarında yazarın kendi hayatından da kesitler bulmak, Türkiye’nin son yıllardaki yolculuğunu bir de onun gözlerinden izlemek, oldukça zenginleştirici bir tecrübe oldu bana.

Bugünden yola çıkarak geçmişi yorumlamanın ne kadar büyük bir hata olduğunu görmek istemeyenlere bir cevap gibi ‘Fatma Aliye: Uzak Ülke’.