İçi ürpererek askeri malzemelerin satıldığı dükkana giriyor kadın. Elindeki listeye tekrar bir göz atıyor. Bere, eldiven, çorap, atlet, boyunluk,kar maskesi…Derin bir iç çekiyor ve seneler öncesine gidiyor birden. İsmail’in ilkokula başlayacağı haftayı hatırlıyor. Kalem kutusu, defter, silgi, çanta ve kitaplarını alırkenki tatlı heyecanını düşünüyor. Meğer hayat ne güzelmiş diyor. 

Yutkunuyor. Listedekileri okumayı bir türlü başaramıyor. Okumaya başladığı an ağlayacağını biliyor. Tezgahtar böyle anaları çok görmüş olmanın pişkinliğiyle, kendiliğinden askeri malzemeleri çıkarıyor raftan. Kadıncağız bulduğu bir iskemleye çöküyor ve yeniden hatıralarına dalıyor...

İsmail’in hiç kendine ait odası olmamış. Hep salondaki yemek masasının üstünde ödevlerini yapmış. Mahalledeki ilkokulu takdirnameyle bitirmiş. Ardından Anadolu Lisesi sınavlarında başarılı olarak çok iyi bir okula girmiş. Onu İTÜ Mühendislik takip etmiş. Dereceyle bitirdiği bölümünden dolayı bursla yurt dışında master yapmaya yollanmış. Onu da dereceyle bitirmiş. Hani derler ya, pırlanta gibi bir çocuk. 

Anne babası İsmail’le hep gurur duymuşlar. Ona daha iyi imkanlar sağlamak için ne gerekiyorsa yapmışlar. Tıpkı diğer milyonlarca anne baba gibi. Ve sıra gelmiş her Türk gencinin vazifesi olan vatani hizmete. Hayırlısıyla askerliğini bitirip işe girmek, sonrasında da yuva kurmak için bir an önce vatani görevini yapmak istemiş. Eller yürekte kura sonucu beklenmiş ve Tunceli çıkmış İsmail’in kısmetine…

Askeri malzemeler satan dükkandan çıkan kadın eve dönmeden manava bakkala uğruyor. Oğlunun en sevdiği yemekleri yapmak için alışveriş yapıyor. Ne de olsa çocukcağız aylarca annesinin güzel yemeklerinden mahrum kalacak. Nihayet akşam oluyor, ıspanaklı börekli, zeytinyağlı dolmalı, mercimek köfteli bir sofra kuruluyor. Anne, baba ve oğul iştahla sofraya oturuyorlar. Arka fonda televizyon haberleri var.

Tunceli'nin Ovacık İlçesi kırsalına operasyona giden askeri konvoya PKK’lılarca yaylım ateşi açıldı. Piyade Komando Onbaşı..ve…ŞEHİT OLDU…İsmail Tunceli’ye gidiyor. 21 yıldır silahlı çatışmanın yaşandığı, 232 köyünde insanların yaşamadığı, dört dağın arasındaki şehre vatani görevini yapmaya gidiyor. 

Arkasında doğum günü fotoğraflarını, ilk bisikletini, arkadaşlarını, ilkokuldaki takdirnamelerini, başarı derecelerini, burslarını, annesinin dolmalarını, hiç sahip olmadığı odasını, üniversitede sevdalandığı kızı, annesini ve babasını bırakıp gidiyor. Annesini ve babasını uykusuz geceler bekliyor. Onlar uykusuz kalmaya razı, yeter ki bir tanecik evlatları sağ salim geri dönsün. Zaten yıllar boyu o evladı yetiştirebilmek için ne uykusuz geceler geçirmişler. 

İsmail Tunceli’ye gidiyor. Vatani görevini yapacak. Kimbilir belki de yarın akşam haberlerde onun adı çıkacak. Biz bir yandan televizyona bakıp bir yandan kendi çocuğumuza yemek yedirmeye çalışırken İsmail’in haberini duymayacağız bile. Sonra bir arkadaşımızla sohbete dalacağız. Şirketteki birinin başına gelen komik olayını birbirimize anlatıp güleceğiz.

 

İsmail’in hikayesi bize hiç değmeden geçip gidecek. Ve ateşli bir ok olarak gidip anne babasının yüreğine saplanacak. Biz kendi küçük dertlerimizle hayatımıza devam edeceğiz.