Bir tutturmuşuz 'Kadın kadının kurdudur' diye gidiyoruz. İki kadın ne bir evde barınabiliyoruz, ne de işyerlerinde birbirimize huzur veriyoruz. Kaynanamızdan çekmişsek, biz de sıramız geldiğinde kendi gelinimize çektiriyoruz. Amirimiz bizi hor görmüşse, biz de altımızda çalışan kadını hor görüyoruz. Apartmanımıza dul veya bekar bir kadın taşınmışsa onu bir tehdit olarak görüp dışlıyoruz. Aslına bakarsanız niye böyle davrandığımızı biz de tam olarak bilmiyoruz.
'Kadın kadının kurdudur' diye diye hepimiz birer birer kurt kadına dönüşüyoruz. Birbirimizle ille de rekabet halinde olmamız gerektiğine inanıyor, birbirimizin kuyusunu kazmak güdüsüyle bileniyoruz. Hani derler ya bir şeyi kırk kere söylersen olur diye, biz de bu cümleyi söyleye söyleye gerçek hale getiriyoruz.
Oysa kadın kadının kurdu olmak zorunda değil. Bir kadınının güç kazanmasının tek yolu, o ortamdaki diğer kadını ezmek değil. Güç dediğiniz şey, dayanışma ile, yardımlaşma ile, destek ile de kazanılabilir.
Kocasından dayak yiyen bir kadın, kayınvalidesinden destek görürse, evdeki şiddet sorunuyla beraberce mücadele edilebilir. İş yerindeki erkekler dünyasında çocuğu olduğu için zorlanan kadınlar, birbirini ezmek yerine, güç birliği yapıp o işyerine kreş bile açtırıp hep beraber rahata erebilir. Apartmana yeni taşınan dul kadını tehdit olarak görmek yerine, gerçek sorunun kocaya duyulan güvensizlik olduğu kabul edilip bununla baş etmenin yolları aranabilir.
Bir kadının derdini en iyi anlayacak olan bir başka kadındır yine. Kadın kadının kurdu değil, dostudur. Buna inanarak yaşarsak, emin olun hayatımız daha kolay olur.
