Yakın bir kız arkadaşım kendisinden çok hoşlanan bir erkekle flört etmeye başladı. Çocuk, Beyaz Dizi romanlarından fırlamışçasına romantikti. Hemen her buluşmalarında kıza rengarenk güller getiriyor, en güzel restoranlarda rezervasyon yaptırıp, kız hangisini seçerse orada yemeğe götürüyordu. Günde birkaç kez arıyor, güzel mesajlar atıyor ve geleceğe yönelik ciddi planlarından bahsediyordu.
İyi bir ailesi vardı, iyi bir eğitim almıştı ve maddi durumu da oldukça iyiydi. Dış görünüm olarak da düzgün sayılırdı. Teorik açıdan bakacak olarsak tam anlamıyla uygun bir koca adayıydı. Ne var ki kızımız ona aşık olmadı, daha doğrusu olamadı. Çünkü aşk, ‘bu adam bana çok uygun, ona aşık olayım’ önermesiyle ortaya çıkan bir duygu değildi.
Kalbi çarpmadığı için o çocukla görüşmeyi bıraktı. Sonra karşısına başka biri çıktı. Bu seferki öncekinden tamamen farklıydı. Aklına esince arıyor, bazen telefonlara bile çıkmıyordu. Güven vermiyordu ve sadakat konusunda tehlikeli görünüyordu. Dışarıdan oldukça renkli görünen bir yaşamı ve önceden kestirilemeyen davranışları vardı. Ve bizim kız tuttu bu çocuğa aşık oluverdi. Gözyaşları, karın ağrıları ve kalp çarpıntıları da beraberinde geldi.
Bu hikaye size çok mu tanıdık geldi? Peki hiç neden böyle olduğunu merak ettiniz mi? Size neredeyse eziyet eden, gel-git akıllı, sizi bir göklere çıkarıp bir yere indiren erkeklere niye kapıldığınızı hiç düşündünüz mü? Psikologlar düşünmüş. Diyorlar ki,kadınların içinde kontrol edemedikleri mazoşist bir taraf var. Bu da onları acı çekmek istemeye yönlendiriyor. Bundan bir nevi zevk alıyorlar. Uğraşacak bir şeyleri oluyor. Hatta bu şekilde erkeğin gücünü hissediyorlar. En güçlü kadınlar bile bu güce kapılmak istiyorlar.
Yani, bile bile lades diyorlar.
