Geçen hafta okuduğum bir yazıda ‘kendine gülebilme’nin bir yetenek olarak tarif edilmesi dikkatimi çekti.
İngiltere’de 4.000 yetişkin üzerinde yapılan ‘karşı cinste karşı konulmaz bulduklarımız’ adlı anketi konu eden yazıda, hem kadınların hem de erkeklerin listesinde yer alan ortak birkaç özellikten biri ‘kendine gülebilme yeteneği’ idi. Bu tür listelerde ‘güzel bir gülüş’, ‘espri anlayışı’, ‘sevecenlik’, ‘pozitiflik’ vs. gibi özellikleri görmeye aşinaydık da, ‘kendine gülebilme yeteneği’ pek karşılaşmadığımız bir özellikti. ‘Kendine gülebilen’ insanı hem erkekler hem de kadınlar için ‘cazip’ kılan neydi sahi?
Karşımızdaki kişinin kendini ve hayatı fazla ciddiye almaması mı hoşumuza gidiyordu, yoksa kendi kendiyle barışık olduğunu mu düşünüyorduk kendine gülebildiği için? Ya da kendine güvenin bir işareti olarak mı algılıyorduk kişinin kendine gülebilmesini? Belki de tüm bu özelliklerin hepsini barındırıyordu kendine gülebilen kişi. Ve tam da bu yüzden ‘cazip’ti belki de. Bu anket İngiltere’de değil de Türkiye’de yapılsaydı, ‘kendine gülebilme yeteneği’ diye bir özellik tanımlar mıydık acaba?
Bizim kültürel kodlarımızın kendine gülebilmeye pek müsaade etmediğini, hatta bırakın bu özelliği ‘cazip’ bulmayı, tam aksine, ‘kendine gülen kişi’yi ‘ezik’ veya ‘kompleksli’ bile bulabileceğimizi düşündüm sonra. Bu tür anketlerin evrensel geçerliliği olmayabileceğini(!), bir kültürde cazip olanın bir diğerinde cazip olmayabileceğini hatırlamakta fayda var kanımca. ‘Kendime güleyim, cazip olayım’ derken ‘kendine gülünen’ olmak da var işin ucunda(!)
