Birkaç not defteri birden taşıyan, elinden ‘yapılacaklar liste’sini düşürmeyen kadınlardan biriyim ben de. ‘Oğlanın dişçi randevusu’, ‘Kuru temizlemeden alınacaklar’, ‘Aranacaklar’, ‘Toplantılar’ vs.nin içine ‘Anneler günü hediyeleri’ni de sıkıştırıvermişim.

Bu özel gün münasebetiyle -mutlaka ki tıkış pıkış olmuş- bir yere gidip, ‘brunch’ adı altında sunulan envai çeşit yiyecekle, bir yandan karnımızı doyuracak, bir yandan da birbirimizle sohbet etmeye çalışacağız. Havadan sudan bir sohbetin ardından, su böreğini ya da keki fazla kaçırdığımızı düşünerek, çabucak pişmanlık duygularına kapılacak, birbirimize kilolarımızdan yakınacağız. Ve büyük ihtimalle içimizden biri ‘Amaaan, bugün anneler günü. Rejime yarın başlarsın’ deyiverecek.

Bugün anneler günü. Yapılacaklar listesinin arasına tıkıştırılmış, mağaza vitrinlerine yapıştırılmış, hediye paketlerinin ve telefon mesajlarının içine doluşturulmuş özel bir gün.

Yok, ‘alternatif’ bir kutlama arayışında falan değilim. ‘Annemizi kolumuza takıp bir müze ziyaret edelim ya da bir doğa yürüyüşü yapalım’ diyecek değilim. Hediye almayalım, kutlama yemeği yemeyelim de demiyorum. Bunlar yerine kırlardan çiçek toplayıp, şiir yazalım muhabbetine ise hiç girmeyeyim.       

Benim derdim, annemle en son ne zaman ucu açık ve telaşsız bir zaman diliminde vakit geçirmiş olduğumu bile hatırlayamamam.

Ve çocukluğumdaki ‘annem ve ben’i ne kadar özlemiş olduğumu fark etmem…