Evet siyahtı önlüğüm. Önlük dediğiniz başka ne renk olabilirdi ki zaten? Önemli de değildi üstelik. Konu bile değildi. Yakalarımız bembeyaz olmalıydı ama. Ve iki mendil taşımalıydık ceplerimizde. Beyaz, kırmızı veya lacivert yün çoraplar giyerdik makosenlerimizin içine.
Kantinimiz vardı ama pek rağbet etmezdik. Beslenme çantalarımızın içinden çıkanları hemencecik yiyip bir an önce lastik atlamaya gitmek isterdik. Arada erkek çocuklarıyla 'Yakartop' veya 'Dansa davet' de oynardık.
Oyuncaklardan ziyade birbirimize dönüktü ilgimiz. Çoğumuzun Barbie si yoktu ama hemen hepimizde içine Barbie resimlerini yapıştırdığımız kitaplardan vardı. Resimleri birbirimizle değiş tokuş etmek işin en zevkli kısmıydı.
Ama asıl eğlence özel günler ve haftalarda yaşanırdı. Bunlardan en şenliklisi 'Yerli Malı Haftası'ydı. Annelerimiz bize üzerinde meyve sebze resimleri olan şapkalar hazırlardı. Sıralarımızın üstü kuruyemiş, çerez ve meyvelerle dolardı. Herkes yanındakilere yemişler ikram ederdi.
Üç kişi aynı sırada oturmaktan gocunmazdık. Sıraların üstüne serdiğimiz örtüleri annelerimize yıkattırırdık. Sahi sıraların üstüne niye örtü sererdik? Aslına bakarsanız çoğu şeyi sorgulamaz, olduğu gibi kabul ederdik. Halimizden memnunduk.
Öğretmenimize büyük bir saygı duyardık. En zor soruları bilen öğrencilerinin burnuna mürekkepli kalemle nokta işareti koymasına bayılırdık. Sınıfta burnumuzda noktayla dolaşmanın gururunu yaşamak için daha çok soru çözerdik. Açıkçası biz bu basit motivasyon tekniğiyle senelerce idare ettik.
Adı 'temiz defteri' olan defterlerimizin, kokulu kalemlerimizin, çift taraflı kalem kutularımızın, kalem başlıklarımızın ve renkli silgilerimizin kıymetini bildik. Aslına bakarsanız biz şimdikilerden daha iyi bir çocukluk geçirdik.
Kendi çocuklarımıza ise hayattan memnun olma ve sahip olunanlarının kıymetini bilme duygularını nedense bir türlü öğretemedik.
