Gazetelerin magazin sayfalarının ve kadın dergilerinin artık klasikleşmiş haberlerinden biridir, dönem dönem ‘Her güzelin bir kusuru var’ teması işlenir. O çok beğendiğimiz, ‘Ah keşke ben de böyle görünebilsem’ dediğimiz kadınların da kendilerinde beğenmedikleri yerleri, yani kusurları vardır. Biz kadınlar, büyük bir merakla girişiriz bu haberleri okumaya, amaç biraz teselli(!) bulmaktır ama, bir de bakarız ki, onların kusur saydığı şeyler, devede kulaktır bize göre.

Biri çekik gözlerini beğenmiyordur, diğeri ayaklarını biraz büyük buluyordur, öbürü dişlerinin arasının fazla ayrık olduğunu düşünüyordur, bir diğeri elinin üzerindeki bir lekeden rahatsız oluyordur vs. ‘Bunlar da kusur mu?’ diyorsunuz belki ama ne yapsınlar, kusurları bu kadar. ‘Kendimde hiçbir kusur bulamıyorum’ deseler, bu kez de‘Amma da şımarıkmış’ yaftası yiyecek, yine bize yaranamayacaklar.

Velhasıl kelam, iyi ki de (biz pek kusurdan saymasak da) kusurları var. Çünkü hepsini birbirinden ayırıp biricik, kendine has yapan, hatta çekicilik kazandıran bu kusurlar. Esas itici olan, burnunu hokka, dudaklarını şişik, kaşlarını kalkık, göğüslerini top top yapıp tornadan çıkmış gibi gezenler.

O yüzden, ‘Aman’ diyelim, kusurlarına dokunmasınlar.

Çünkü insan, kusurlarıyla özel, farklılıklarıyla güzel…