Alışveriş merkezleri, çarşılar, pazarlar, kuaförler günlerdir müthiş bir yılbaşı ve bayram telaşı içinde. Hediye satın alanlar mı dersiniz, kendilerine gelen hediyeleri değiştirenler mi, yoksa yılbaşı akşamı güzel görünebilmek için saçını boyatıp manikür pedikür yaptıranlar mı…Herkeste bir telaş, bir telaş…

Aslına bakarsanız bu tatlı bir telaş. Neticede hediye satın almak da güzel, hediye sahibi olmak da. Özel bir gece için hazırlanmak da güzel, bayrama bakımlı ve hoş girmek de. Ancak bu tatlı telaşı zaman zaman sevimsizleştiren bir şey var ki, beni gerçekten üzüyor. Müşteri olarak girdiğim bir ortamda, çalışanların amirleri tarafından benim yanımda azarlanmalarından ve rencide edilmelerinden son derece rahatsız oluyorum.

İşe gireli henüz iki hafta olmuş bir kuaför çırağına'Doğru dürüst tutsana şu fırçayı!' diye çıkışılması, tezgahtar kıza 'Ne bakıyorsun bön bön, çabuk olsana' diye hakaret edilmesi ya da heyecandan elindekileri düşüren bir hizmetliye bağırılıp çağırılması, hele de bunların müşterilerin önünde cereyan etmesi oldukça sinir bozucu.

Ama daha da sinir bozucu olan, bu kimselerin, yanlarında çalışanlara bağırdıktan hemen iki saniye sonra hiçbir şey olmamış gibi müşteriye dönüp 'Size bir kahve ikram edebilir miyim efendim?' diyerek nezaket şovuna girişmeleri. İkiyüzlülüklerinin farkında bile olmadan, akılları sıra 'müşteri memnuniyeti' oyunu oynamaları.

Oysa birileri onlara söylemeli; müşteri huzur bulduğu yerde memnun olur, kötü sözlere tanıklık etmek zorunda olduğu yerde değil.