Eşi dostu toplayıp yeni gösterime giren James Bond filmine gittik. Grubumuzdaki erkekler, heyecan ve aksiyon dolu bir film izleyecekleri için, biz kadınlar da karizmatik ajanımızı ve onun muhteşem kadınlarla olan maceralarını izleyeceğimiz için hevesliydik. Yazık ki hevesimiz kursağımızda kaldı. Yeni Bond filmi hepimizi hayal kırıklığına uğrattı.

Ben sinema eleştirmeni değilim tabii, ahkam kesmek istemem ama, bana göre filmde elle tutulur bir konu yoktu. Hikaye insanı içine alıp sürüklemiyordu. Zaten filmin çoğu poker masasında geçiyordu. Haliyle grubumuzun erkek üyeleri aksiyonsuzluktan sıkıldı.

Biz kadınların hayal kırıklığı ise daha büyük oldu. Yeni Bond, o alıştığımız Bondlara hiç benzemiyordu. Hadi görünüşü neyse, ama hali, tavrı ve duruşu öncekilerden bir hayli farklıydı. Bond dediğin, olay bitip bombalar patladıktan sonra iki dirhem bir çekirdek gelir, karizmatik bir bakış atıp olayı bağlardı. Nerde! Bu yeni Bond, film boyunca yara bere içinde geziyor, bu yetmezmiş gibi bir de -olmayacak yerlerinden- kırbaçlanıyor.

Üstelik, kadınları parmağında oynatan eski Bondların aksine, yeni Bond aşık olup duygusal ve hayattan sıradan beklentileri olan bir adama dönüşüyor. Aşık olduğu kadın da bir şeye benzese bari! Ne eski Bond kızları gibi muhteşem güzellikte, ne de onlar kadar cesur. Kızcağız bir kez silahın ucunu tutuyor, gidip saatlerce ağlıyor.

Kız bir kenara, 'Bu yeni Bond'da ne kötülük var?' diyebilirsiniz. 'Hani kadınlar erkeklerin duygusal olmamasından ve bağlanmaktan korkmasından şikayet ederdi?' diye sorabilirsiniz. Haklısınız. Biz kadınlar o eski Bond filmlerindeki umarsız James Bondlara aşık olur, sonra da onları bu yeni filmdeki Bond gibi uysallaştırmak için her türlü çabayı sarf eder, en sonunda elimizdekini beğenmeyip şikayet ederiz.

Biz bu kadar karmaşık olmasak, hayat çok sıkıcı olmaz mıydı? Ne dersiniz?