Son yıllarda yaşadığı ilişkilerde üst üste hayal kırıklığına uğradığını söylüyor bir arkadaşım. ‘Benden korkup kaçıyorlar sanki’ diyor. Evlenme konusunu kafasına öyle bir sabitlemiş ki, başka bir şey düşünemiyor.
Bir davette ‘yaşam ustası’ diye de tarif edebileceğimiz, bilge bir tıp doktoruyla sohbet ediyoruz. O sırada doktorun gözü yanındaki genç kıza takılıyor. Kız, ikide bir telefonunu çantasından çıkarıp ekranına bakıyor. Doktor dayanamayıp söze giriyor: ‘Mesaj gelecek mi diye telefonuna bakıp durursan, mesaj gelmez’ diyor. Gülüyoruz. Kız dayanamıyor ve ‘Haklısınız hep böyle oluyor. Böyle beklediğimde gelmiyor, hiç aklımda yokken mesaj atıveriyor’ diyor.
Bunun üstüne benim yanımda oturan hanım söze giriyor, geçtiğimiz hafta her sabah özenle hazırlanarak beğendiği kişinin çalıştığı iş merkezine gittiğini, bir kez bile ona rastlayamadığını söylüyor. Hafta sonu ise arkadaşlarının zoruyla gittiği bir konser arasında rastlıyor o adama.
Nasıl ki bir kişinin ismini ya da bir kelimeyi hatırlamaya çalıştığımızda bir türlü aklımıza gelmez ama onu unutup başka bir şeyle ilgilendiğimizde, alakasız bir zamanda aklımıza gelir, evrendeki ‘niyet’ mekanizması da böyle işliyor işte. Bir şeyi çok isteyip, onun olması için çok çabaladığınızda, detaylı planlar yaptığınızda ya da sıkıntılı bir bekleyişe geçtiğinizde çevrenize anksiyete yayıyorsunuz. Ve evrenin ‘akış’ıyla uyumsuz hale geliyorsunuz. Çabalarınız geri tepiyor, hırsla debelendiğinizle kalıyorsunuz.
Ne zaman ki dikkatli bir şekilde ‘niyet’ yaratıyor ve detayları evrene bırakıyorsunuz, işte o zaman kapılar açılmaya başlıyor. ‘Niyet, evrenin halısını dokur’ diyor Deepak Chopra. ‘Niyet’ edip kontrolü evrene bırakmayı salık veriyor. Kendi hayatınıza bir bakın, haklı olduğunu göreceksiniz.
