Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’la telefon aracılığıyla röportaj yapan İngiliz gazeteci Mark Lawson, Pamuk’un o sırada ABD’nin Boston kentinde olduğunu öğrenince, hemen atlar: ‘Yoksa sürgünde misiniz?’

Pamuk, Harvard Üniversitesi’nde ders vermek için ABD’de bulunduğunu, sürgünde olmadığını, zaman zaman Türkiye’de, zaman zaman ABD’de, zaman zaman da dünyanın çeşitli yerlerinde yaşadığını söyler.

Bu cevap, İngiliz gazeteciyi ‘kesmemiş’ olacak ki, Pamuk’a, bir dergiye verdiği demeç sonrası aleyhinde açılan davanın Türkiye ile ilişkilerini etkileyip etkilemediğini sorar. Pamuk, bu davadan dolayı hayatında hiçbir değişiklik olmadığını ve ülkesini sevdiğini söyler.

İngiliz gazeteci, yazacağı makalede bir ‘Salman Rüşdi’ mizanseni yaratamayacağını anlamış olsa gerek, bu kez de başka bir alanı tırmalayarak ‘Kitaplarınıza ABD’de ve Avrupa’da Türkiye’den daha fazla değer verildiği kanısına katılıyor musunuz?’ diye sorar. Pamuk, bu kanıya da katılmadığını, kitaplarının ülkesinde her zaman iyi karşılandığını söyler.

Gazeteci, buradan da bir şey yakalayamayınca, ‘İstanbul’da Masumiyet Müzesi’nin açılacak olması, Pamuk’un Türkiye’den sürgün edilmediğinin kanıtı gibi’ yazar makalesine. Yani, ne yapar eder, içinde ‘sürgün’ ifadesinin geçtiği bir cümle kurar. Oysa gerçekte ne bir sürgün vardır, ne de sürgüne benzer bir durum.

Nihayetinde, İngiliz’in gözünde ‘ülkesinin tartışmalı yazarı’dır Pamuk. ‘Nobel ödüllü Ortadoğulu yazar’ dır. 

Ve çoğu zaman olduğu gibi, yine kendi öyküsünü kendi yaratır Batı’dan Doğu’ya bakan adam. Çünkü Doğu’daki adamın söyledikleri değil, kendi Batılı bakışıdır onun için esas olan…