Son zamanlarda dayak atan erkekler ve dayak yiyen kadınlarını izledik bol bol.

Paylaşılamayan erkekler, onların arabalarını yakan, kapılarını yumruklayan kadınlar, atılan tokatlar, sonrasında herşey güllük gülistanlıkmış gibi yaşanan barışmalar magazin iştahımızı epeyce tatmin etti.

Peki ama nasıl oluyordu da bu hali vakti yerinde olan, iyi eğitimli, düzgün görünümlü insanlar böyle basit olaylarla gündeme geliyorlardı?

Gecekondu da yaşandığında parasızlıktan, cehaletten, sevgisizlikten diyerek anlamlandırmaya çalıştığımız dayak olayı, toplumun üst sosyo-ekonomik sınıfında yaşandığında ne yorum yapmalıydık?

Gazeteleri okuyan ve yaşadığı dünyayı anlamaya çalışan çocuklarımıza ne diyecektik? İşte çocuğum kadın-erkek ilişkisi böyle bir şey. Senin o giyim tarzını ve saçını beğendiğin kadın var ya, o da dayak yiyiyor. Ama bak iki gün sonra kendini döven adamın elini tutup tatile gidiyor. Olur böyle şeyler kadın ve erkek arasında.

Aslına bakarsanız o kadın içten içe dövülmek istiyor. Olayı o boyuta özellikle getiriyor. Bu adam ve kadınlar birbirlerini buluyorlar yani. Arz-talep meselesi. Hatta bu öyle hastalıklı bir hale geliyor ki, bu insanlar sonraki ilişkilerinde de bu tipleri seçiyorlar.

Onlar bir şekilde tatmin oluyor da, olan toplumun değer yargılarına oluyor. Dayak normal bir şeymiş gibi algılanmaya başlanıyor.