Sıradışı kişiliği ve yaşam tarzıyla dikkat çeken bir isim olan Cemil İpekçi verdiği bir röportajda, kadın olsaymış türban takacağını söylemiş. 'AKP'ye yakın olduğumu söyleyebilirim. Cinsel tercihim, hayat tarzım belki uç ama muhafazakarım.' demiş ve röportajın devamında söylediği cümlelerde de sık sık milliyetçilik vurgusu yapmış.
Milliyetçilik ve muhafazakarlığa sık sık vurgu yapan isimlerden biri de Bülent Ersoy bildiğiniz gibi. O da İpekçi gibi hem cinsel tercih yönünden hem de yaşam tarzı olarak norm dışı. Acaba bu açılardan norm dışı olmanın getirdiği bir suçluluk duygusu ile diğer konularda bu açığı kapatıp toplumla örtüşmek mi çabaları? Toplum tarafından dışarı itilme korkusundan dolayı mı muhafazakarlık ve milliyetçiliğe azimle tutunmaları? Yüksek oylarla tescillenen muhazafazakar çoğunluğun içinde güvende olabilmek için; kendilerine yaşam alanı açabilmek için mi bu kaygıları?
Sebep ne olursa olsun, kimse kendini bu ülkede var olabilmek, kabul görebilmek ve başarılı olabilmek için 'muhafazakarlık' ve 'milliyetçilik' üzerinden pazarlamak zorunda kalmamalı. 'Ben de dindarım. Ben de milliyetçiyim. Ey çoğunluk, beni de aranıza alın.' psikolojisini yaşamak zorunda olmamalı. Herkes olduğu gibi kabul ve saygı görmeli.
Demokrasinin birinci kuralı çoğunluğu işaret ediyorsa, azınlıkta olanların ayrımcılığa uğramadan yaşamaları da bu işin ikinci kuralı.
