Bu ülkede, tüm azınlıkta olanlar gibi ‘eşcinsellerin’ de işi zor.
Çünkü bu ülkede eşcinsellere küfür ediliyor. Bu ülkede eşcinseller dövülüyor. Bu ülkede eşcinsellere duygusal, fiziksel ve cinsel şiddet uygulanıyor. Ve bu ülkede eşcinsellere uygulanan her türlü şiddet gizleniyor.
Hal böyleyken, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı çıkıyor ve eşcinselliğin biyolojik bir bozukluk, bir hastalık olduğuna inandığını söylüyor. ‘Tedavi edilmesi gereken bir şey bence’ diyor.
Oysa eşcinsellik 1973’ten bu yana psikiyatri ve psikoloji bilimleri için bir hastalık değil.
Sayın Bakan yine de eşcinselliğin bir hastalık olduğuna inanmak istiyorsa, inanabilir tabii. Ama bu ülkenin bir bakanı olarak; her kesimi kucakladığını; demokrasiyi ve insan haklarını her şeyin üstünde tuttuğunu iddia eden bir partinin temsilcisi olarak bu şekilde konuşması doğru değildir.
Hadi bunlardan da vazgeçtik, bir kadın olarak, bir anne olarak ondan çok daha farklı bir yaklaşım beklerdik.
Eşcinsellerin nefret cinayetlerine kurban gittiği bir toplumda onlara vebalıymış gibi yaklaşmak, ateşe körükle gitmektir. Hedef göstermektir.
Düşüncelerini değiştirmek mümkün olmayabilir belki ama bundan sonra Bakan Hanım en azından sözlerinin nereye gideceğini hesap edip öyle konuşmayı deneyebilir.
