Bu Avrupa Birliği meselesi komik boyutlara ulaştı. Konu, ekonomik ve siyasi bir işbirliği olmaktan çıktı, duygusal bir ilişkiye dönüştü. Adeta bir aşk-nefret ilişkisi yaratıldı. ‘Avrupa beni istemezse, ben de Avrupa’yı sevmem’ noktasına gelindi. Bizim kendimizi ne kadar sevdiğimiz ise hiç sorgulanmadı.

Peki ama adama sormazlar mı, madem Türk olmaktan bu kadar memnunsunuz, niçin yurt dışına her gittiğinizde ‘Hiç Türk’e benzemiyorsun’ denilmesinden gizli bir gurur duyuyorsunuz? Neden bazı vatandaşlarınızı ‘İngilizceyi Türk gibi konuşuyor’diye aşağılıyorsunuz? Madem Türk gibi görünmek iyi bir şey, neden kadınlarınız saçlarını sarıya boyayıp duruyor?

Ve madem Avrupa’yı sevmiyorsunuz, neden yeni açılan alışveriş merkezlerinizi övmek için ‘Avrupa’dakiler gibi olmuş’ diyorsunuz? Madem Avrupalıların size bakışını beğenmiyorsunuz, niye Avrupa’da yaşayan vatandaşlarınızı imajınızı bozuyorlar gerekçesiyle suçluyorsunuz? Oraya misafir işçi olarak gitmiş vatandaşlarınızı kültür elçisi falan mı sanıyorsunuz? Madem Avrupalıların sizi kendilerine layık görmediğini düşünüyorsunuz, niçin ‘Biz adam olmayız. Kendimizi tanıtamıyoruz. İmajımızın suçlusu biziz’ diye ortalıkta dolaşıyorsunuz?

Yoksa siz aşırı gurur ile utanç arasında orta bir noktada durmayı beceremiyor musunuz?