İş dünyasının başarılı kadın yöneticilerinden biriyle ofisinde sohbet ediyorduk. Derken sekreteri içeri girdi ve masasına bir davetiye bıraktı. Bizim yönetici davetiyenin zarfına baktı ve hemen çöpe attı. Davetiyeyi açıp kimden geldiğine, ne için olduğuna bile bakmaması dikkatimi çekti. ‘Hep böyle mi yaparsınız?’ diye sordum. O da üzerinde ‘Ahmet Bey ve eşi’ yazan bütün davetiyeleri direkt çöpe attığını söyledi.

Az sonra telefonu çaldı. Arayan davetiyeyi yollayan kişiydi. Bizim yönetici aynen şöyle diyordu: ‘Evet beyefendi, davetiyeniz bana ulaştı. Daha doğrusu davetiyeniz şu anda o bahsettiğiniz ‘ve eşinin’ elinde. Ama ben ‘ve kadın’ değilim. Benim bir ismim var. Bir kimliğim var. Üzgünüm, davetinize katılamıyoruz.’ 

Adamın düştüğü durumu düşünerek ister istemez gülmeye başladım. Sonuç itibariyle bir davete katılıp katılmama kararını veren o hanımdı. Davetiye de onun eline ulaşmıştı. Ancak o davetiyede ismi bile yazmıyordu. ‘Ve eşi’ denilerek geçiştirilmişti. 

Demek ki davetiye kültürümüzde bir yanlışlık vardı. Erkekler isimleri ve soyadlarıyla anılıyorlardı, kadınlar ise sadece ‘eşler’di. Yani yönetici hanımın tabiriyle ‘Ve kadınlar’dı. O, ‘ve kadın’ olmayı kabul etmedi. Hatta çevresindekilerin dikkatini bu konuya çekerek kendi çapında bir kampanya başlattı.

Peki ya siz?

Ve kadın’ olmayı kabul ediyor musunuz?