Kendilerine 'diva'lık, 'imparator'luk, 'star'lık gibi birtakım lakaplar verilmiş kimselerin, etraflarındaki insanlara karşı aşırı şekilde kabalaşmalarının, sözlü ya da fiziksel şiddete başvurmalarının 'sanatçı kaprisi' ambalajına sarılıp sunulması artık can sıkmaya başladı. 'Sanatçı kaprisi' diye bir şey ille olacaksa, bunun şiddet içeren bir durum olmadığını birileri acilen onlara anlatmalı.
Ekranlarda juri üyesi olarak koltuklara kurulup gençlere 'Seyirciye şöyle selam verilir.', 'Alkış alırken böyle durulur.' diye ahkam kesen, arada görgü kurallarından dem vuran kimseler günlük hayatlarında 'Seni tokatlarım.' , 'Seni süründürürüm.' gibi cümleler kuruyorlarsa, o işte bir yanlışlık var demektir.
Yolculuk yaptığı uçakta, gıda zehirlenmesi yaşadığı için kusan bir çocuk görüp hostesi çağırarak 'Bu çocuğun burda ne işi var?' diye azarlayan; hostesten, çocuğun zehirlendiği için kustuğu ve ortada bir sorun olmadığı yanıtını aldıktan sonra 'Seni burda tokatlarım. Ne demek sorun yok. Uçağın kapısını açtır, çocuğu orda kustur.' diye bağıran Bülent Ersoy 'diva'ysa ve 'diva' olduğu için(ne demekse!) bu saygısızlığına göz yumulacaksa, bundan sonra daha nelerle karşılaşırız bir düşünsenize.
Bir gün bir bakmışsınız 'diva'nın midesi bulanmış ve 'Sağa çek, ineceğim.' diye pilotun yakasına yapışmış; bir başka gün, ikram edilen 'portakal suyu'nu beğenmediği için hostesin üstüne boşaltmış. Kimbilir daha neler neler...Hayalgücünüzü zorlayın, 'diva' bu. İstediğini yapar, kendisine hizmet edenleri istediği gibi azarlar, hatta gerekirse(!) tokatlar. Bilir ki ne yaparsa yapsın o 'diva' dır, 'Bu ünvan benden geri alınacak değil ya.' der, sonuna kadar gider.
Bugüne kadar hep milletvekillerinin dokunulmazlığından şikayet edenler, biraz da 'diva'ların, 'imparator'ların ve 'star' ların dokunulmazlıklarına baksınlar. Bu sözleri sarf eden Ersoy değil de bir milletvekili olsaydı bu haber manşete çıkar mıydı çıkmaz mıydı bir düşünüp öyle hüküm versinler.
