Seneler önceydi. Gazeteci bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. İşlerinin yoğunluğundan ve stresinden şikayet ederken ‘ Yaşlanınca bir huzurevinde arkadaşlarımla pişti oynayarak geçireceğim günlerin hayalini kuruyorum.’ dedi bana.

Geçenlerde bir gazete haberinin başlığında ‘ Madonna da yaşlanır’ diye bir ifadeyle karşılaşınca, günümüzde yaşlanmanın bir kusur olarak algılandığı gerçeği bir kez daha çarptı yüzüme. Bırakın gazeteci arkadaşım gibi yaşlılığa özlem duymayı, artık kimsenin yaşlanmanın 'y' sini bile duymaya tahammülü yok.

Üzerimize üzerimize gelen bu ‘yaşlanmama baskısı ’ hayatlarımızı kabusa çeviriyor. İnsanlar yaşlanmamak uğruna kendilerine eziyet ediyor ve kendilerini komik durumlara düşürüyorlar. Tüm zamanlarını yaşlanmama çabalarıyla geçirenler, hayattan keyif alabilecekleri zamanları da otomatikman ellerinden kaçırıyorlar.

Oysa yaşlanmak, özellikle de kadınları daha bilge, daha özgür, daha akıllı bireylere dönüştürüyor. Yaşlanmak, hayatı daha bilinçli, daha keyifli, daha rahat yaşamaya imkan tanıyor. Aslına bakarsanız yaşlanmak da bir sanat ve maalesef pek az kişi bu sanat ı hakkını vererek icra edebiliyor.