‘Yüksek Tepeler’in Yedi Tepeli Şehir versiyonu
‘Kına Gecesi ile Bekarlığa Veda Partisi arasındaki farklar nelerdir?’ diye soracak olsalar, bir zamanlar sayılacak bir sürü farkımız vardı. Hatta bu ikisini kıyaslamak bile abesle iştigaldi, neticede biri köklü, zengin, bol ritüelli, ağıtlı bir gelenek, öteki altı üstü bir partiydi.

Ne ki artık, İstanbul’un, özellikle de belli bir zümrenin ‘Kına Geceleri’nin ‘Bekarlığa VedaPartileri’nden tek farkı, bazen bir parça kına, bazen bir türkü, belki bir de dekoratif amaçlı bir bindallı.

Bazen diyorum, çünkü çoğu İstanbullu damat adayı kınadan hiç hazzetmediği, gelin adaylarını ‘Eğlenceni yap ama eline kına falan süreyim deme’ diye tembihlediği için sözüm ona ‘Kına Gecesi’nde ortada kına bile olmayabiliyor.

Olan sadece kınaya değil, ‘Yüksek Yüksek Tepeler’ türküsüne de oluyor. Bir kese akçeye gelin verilen, baba evinden zorla koparılıp at sırtında günlerce yüksek tepeler aşarak dedesi yaşında adamların koynuna giden körpe kızlar için yakılmış bir ağıt olan bu türkü ile, şimdilerde, uzun zamandır sevdiğiyle aynı evde yaşayan, ‘körpeden hallice’ kızlar ağlatılmaya çalışılmakta(!).

Her şey bir yana, ‘Dört aylık hamile olduğunu kız arkadaşlarıyla ilk kez kına gecesinde paylaştı’ şeklindeki pek ‘içli’ ve ‘magazinel’ duygusallık nasıl açıklanabilir, işte bu noktada kelimeler de, modernite de, gelenek de  kifayetsiz kalmakta…