Geçtiğimiz hafta sonu Yunanistan'da bir partiye davetliydik. Davet sahipleri, aynı zamanda Panatinaikos futbol takımının da sahibi olan, ünlü armatör aile Vardoniyannislerdi. Venizelos Havalimanı'na indiğimizde bizi karşılayan kişi yan tarafa geçmemiz gerektiğini, helikopterin bizi beklediğini söyledi. Şaşkınlık içinde birbirimize baktık, demek helikopterle aldırılacaktık. Ufak ufak da heyecanlanmaya başladık, ne de olsa daha önce hiç helikoptere binmemiştik. Neyse ki yarım saatlik yolculuğun sonunda Marianna Bay'e ulaştık da hepimiz rahatladık.
Marianna Bay, Vardoniyannis ailesinin malikanesinin bulunduğu muhteşem bir koy. Malikane iki katlı ve çeşitli bölümlerden oluşuyor. Denizin hemen kıyısında olduğu için havuz yapma gereği duymamışlar. Arka bölümde küçük ve kapalı bir havuz var sadece. İster istemez kıyaslama yapmaya başlıyorum ve bu zenginlik bizdekilerde olsa devasa bir havuz kondururlardı diye düşünüyorum.
Ev sahibi Nicos bizi evin girişinde karşılıyor. Üzerinde bir şort ve t-shirt var. Hizmetliler olduğu halde elimdeki çantalardan birini o alıyor. Oldukça sıcakkanlı ve mütevazı birine benziyor. Malikanenin yan tarafında bulunan konuk odalarına yerleştiriliyoruz. Tertemiz havlular getiriyor Filipinli hizmetliler. Hemen üstümüzü değişip deniz kenarına gidiyoruz. Ailenin yakınları olduğunu düşündüğümüz bazı konuklar güneşleniyor, bazıları da gölgede sohbet ediyorlar. Herkes olabildiğine sade görünüyor.
Genç kızların ve kadınların hiç birinde bizim Türkbükü kızlarındaki parıltılı pareolardan yok. Taşlı terlikler, bol parlatıcılı dudaklar, fönlü saçlar, marka aksesuarlar ve takılara da rastlayamıyorum. Üstelik kimse kimseyi süzmüyor. Tanıdık tanımadık herkes birbiriyle merhabalaşıyor, hal hatır soruyor. Saat iki buçukta öğle yemeği için hazırlanmış olan masalara yerleşiyoruz. Onar kişilik üç yemek masası hazır edilmiş.
Yemekler deniz mahsülleri ve ızgara ağırlıklı olmak üzere açık büfe olarak sunuluyor. Dört çalışan da içecek servisi yapıyor. Ev sahibi kendi yemeğini kendi alıyor. Sigara içen bir misafirine kendi gidip kültablası getiriyor. Yanında oturan arkadaşlarının sularını o koyuyor. Herkes o kadar zarif ve içten ki, hayretler içinde kalıyorum.
Yemekten sonra dondurma, baklava ve kadayıf ikramı başlıyor. Mastikalı dondurma o kadar güzel ki dondurmayı burada mı yaptırdılar acaba diye sormadan edemiyoruz. Bunun üzerine ev sahibinin arkadaşlarından biri hiç üşenmeden kalkıp mutfağa gidiyor ve döndüğünde dondurmanın dışarıdan satın alındığını söylüyor. Ve ben yine bu sahneyi Türkiye sosyetesi koşullarında canlandırıyorum kafamda. Tahmin edersiniz ki çok farklı şeyler geliyor aklıma.
En nihayet akşam oluyor ve misafirler özel tekneleriyle partinin yapılacağı yere yanaşıyorlar. Partinin konukları arasında ünlü Fransız rock star Jean Michel Jarre da var.
Yaklaşık dört yüz kişilik davetli listesinin hemen hepsi gece saat on ikiye doğru gelmiş oluyor. Çevreme bakıyorum, insanlar gayet ölçülü bir şekilde eğleniyor. Ne çok fazla içip dağıtan var, ne kavga eden var, ne de ahlaksızlık boyutlarına gelen davranışlar var. Üstelik herkes son derece genç ve sade bir giyim tarzı içinde. Ne aşırı derecede makyajlı, yarı çıplak kızlar var, ne de elinde kalın puroları olan kumaş pantolonlu genç adamlar var.
İşte diyorum içimden, görgü ve medeniyet böyle bir şey olsa gerek…
